DUYURU
Kapat
Tecrübelerinizi takip edin!
Sitemizde YAZAR olmak isteyenler yukarıdaki "yazar ol" butonunu kullanarak üye olabilirler. Artık yeni üyelere aktivasyon linki göndermiyoruz. Direkt giriş yapıp paylaşım yapabilirsiniz.

Kötü niyetli kişilerin paylaşımlarını otomatik olarak yayınlamamak için ilk defa üye olup tecrübe paylaşan arkadaşların paylaşımlarını bir süre bekletmek zorunda kalıyoruz. Yeni üyeyseniz paylaştığınız tecrübenin yayınlanması birkaç gün sürebilir. Takip ediniz.
Sayfa:

Adam Mickiewicz



Toplam 1 fotoğraf bulunmaktadır
Polonya'nın en ünlü vatan şairi. Genel kültür açısından önemli olduğunu belirtmekle birlikte, aşağıda da değindiğim gibi şair İstanbul - Galata'da ölmüştür.
Adam Mickiewicz'in Hayatı

Adam Mickiewicz Polonya’nın, komşu devletler tarafından parçalanmasından bir kaç yıl sonra, 1798 yılında, Litvanya’da  Zaosie köyünde doğdu. Küçük yaşta, haksızlığa ve baskına uğrayan vatandaşlarının, duygularını şiir olarak yazmaya başladı. Aslında çok hisli bir şairdi. Hürriyetinden yoksun kalmış ulusunun intikamını almak ve bu duyguları her Polonyalının kalbinde ve kafasında filizlendirmek için, en uygun olan vasıtayı yani şiiri seçmişti.
Adam Mickiewicz, milletine gerçeği anlattığı için, yaygın bir okuyucu kitlesi buldu ve çocuk yaşta iken meşhur oldu. Bu açıdan onun şiirleri, işgal altındaki Polonyalıların manevi gıdası gibi aranır ve gizliden gizliye okunurdu. Ezilmiş milletin ıstıraplarını “Atalar” adlı millî destanında dile getirdiği zaman, 21 yaşındaydı. Bu manzum destan ile, diğer eserlerinden bazıları bugünün dünya klasikleri arasında yer almış ve yaygın olan batı dillerine çevrilmiştir.
Adam Mickiewicz delikanlılık çağındaki hareketli yaşantısını ölümüne kadar sürdürdü. Yalnız, herkesle anlaşamıyordu. Kendisi gibi, her gün vatanını düşünen onun bağımsızlığı çabası içerisinde bulunan kişilerle dostluk kurabiliyordu. Polonya’nın özgürlüğe kavuşturulması için 1819 yılında, okul arkadaşları ile gizli bir örgüt kurdu. Okul arkadaşlarının çoğu, hürriyet aşkıyla, ülküleri uğrunda, içtikleri anda bağlı kalarak, değişik yabancı ülkelerde ömürlerini tamamladılar. Sevdiği sınıf arkadaşlarından biri Amerika’ya, diğeri İran’a gitti. Birçoğu Fransa’ya kaçtı. Kendisi, Çarlık Rusyası’nda takibata uğradı. Almanya’ya geçti. Oradan Fransa’ya kaçtı. Çünkü Polonya’da başarısızlıkla neticelenen bir kurtuluş ayaklanması denenmişti. Bir kısım arkadaşları, Sibirya’da, sürgünde öldüler. Şair, mutsuzluk içerisinde yurdunu terk etti. Vatanından uzakta fakat kalbi vatanı için çarparak yaşadı.

Adam Mickiewicz'in Siyasi Hayatı
Adam Mickiewicz, bir göçmen gibi gurbet ellere sığındıktan sonra bütün varlığıyla, Polonya’nın bağımsızlığa kavuşması için çaba harcadı. Bu amaçla İtalya, Almanya, Macaristan ve Romanya’daki Polonyalı göçmenlerin toplantılarına katıldı. Yıllarının çoğunu, Paris’te profesörlük yaparak, aynı zamanda Fransa’ya sığınan Polonyalı ihtilalcilerle işbirliği yaparak geçirdi. Dünyanın dört bucağına dağılmış olan Polonyalı göçmenlerle yazışmalar yaptı, birleştirici ilişkiler kurdu.

Hayatta tek sevdiği şey, kanayan hassas kalbi ile bağlı bulunduğu vatanının kurtulması ve insanların yüceltilmesiydi. Tüm şiirlerinde bunu işliyordu. Yazılarının belli başlı konusu, esir milletlerin ve bağımlı ülkelerin savunulması ve insanlık duygularının dünyanın dört bucağını sarmasıydı.
Şiirlerinin büyük bir çoğunluğu, gençliğe hitabe şeklindedir. Milletine daima doğruyu anlattığı için yaygın bir okuyucu kitlesi bulmuştur. Ünlü bir şiirinde ulusunun ıstırabını şöyle dile getirmiştir: “Ben kendimi milyon sayarım. Çünkü, milyonlarca ezilmiş insanın ıstırabını çekiyorum.”

Gençlik yıllarında sevdiği bir kız yüzünden hayal kırıklığına uğraması, onun kalbini, kafası gibi vatanına bağladı. Artık onun kalbi, aşkı için değil, yurdu için çarpıyordu.

Adam Mickiewicz'in Evliliği
Şair, çocuk yaşında Maria Wereszczakowna‘ya aşık oldu. Ancak devrinin geleneğine göre, asil bir aile kızı olan Maria, halk tabakasından birinin oğlu olan, Mickiewicz ile evlenemezdi. Sevgilisinin ailesi, kızlarının evlenme arzusuna şiddetle karşı koydu. Birbirini içtenlikle seven gençler, toplumlarının geleneksel kurallarına boyun eğmek zorundaydılar. Şair Adam Mickiewicz, içinin burukluğunu, sonsuz sevgisini, şiirlerine aktararak, Wereszczakowna’nın adını, Polonya edebiyatında ebedileştirdi. Maria, babasının seçtiği, başka bir gençle zorla evlendirildi.

Bir halk çocuğu olan Adam Mickiewicz, Wereszczakowna ile evlenmesi yasaklanınca, bir müddet sarsıntı geçirir. Daha sonra Paris’te, profesörlük yaparken, Polonya’dan kendisi gibi kaçmayı başaran bir kızla evlenir. Bundan iki kızı bir oğlu olur. Eşi fedakâr bir kadındır. Kocasına hem fikir arkadaşlığı yapar, hem de çalışarak ev masraflarına katkıda bulunur. Polonya’nın ünlü şairi Adam Mickiewicz 1830 ayaklanmasından sonra yurdundan kaçtığı zaman 32 yaşındaydı. Fransızcayı bir hatip gibi, olağanüstü konuşurdu. Devrin Milli Eğitim Bakanı Victor Lausen, üniversiteye Slav Edebiyat Kürsünü kurdu ve şairi bu dersi okutmakla görevlendirdi. Şairin iki profesör arkadaşı olan Michelet ve Quinet ile müşterek çalışmaları çok başarlı oldu.

Adam Mickiewicz Paris’te ders verirken, oradaki Polonyalıların örgütlenmesi ile de meşgul oluyordu. Daha sonra bu amaçla İsviçre’ye, Roma’ya gitti ve orada profesörlük yaptı. Tekrar Paris’e dönerek “Ulusların Kürsüsü” adlı bir dergi çıkardı. Bu dergiyle, ezilmiş ulusların, kahra uğrayan halkların haklarını savundu.
Adam Mickiewicz 1855 yılında İstanbul’a geldi. 1848 yılında Osmanlı Devleti’ne sığınan Polonyalıların durumunu incelemek ve 1853 yılında başlayan Kırım Savaşı’nda onların Türkiye safında aldıkları yeri güçlendirmek gayesiyle Osmanlı Devleti’ne gelmişti. O sıralarda Osmanlı Devleti’nde, Polonyalı Kazaklardan bir askeri birlik kuruldu. Kumandanlığını Polonya asılı Michal Czajkowski adlı ve müslüman olunca Sadık Paşa olarak tanınan Kont Çayka tayin edildi. Sadık Paşa, Adam Mickiewicz’in eski bir dostuydu. Hatta onun gibi bir yazar ve şairdi.

Adam Mickiewicz'in İstanbul'daki Yaşantısı
Tarihçilerin tespit ettiklerine göre Mickiewicz’in Istanbul’da oturduğu yer Galata’daki St. Lazar manastırıdır. Bugün bu adresin kesin olarak saptanması oldukça zordur. Çünkü Sluzalski’nin yazdığına göre ” o yer Galata’da bulunuyor, ama ne ev numarası ne de sokağın ismi belirtilmemiş.”

Paris’ten Türkiye‘ye yapılan çok pahalı yolculuktan sonra içine düştükleri maddi sıkıntılar, Şairin ve arkadaşlarının bu kadar mütevazi yaşamalarına sebep oldu. İstanbul’da ikamet eden Polonyalılar birkaç defa yardım teklif ettiler, fakat Mickiewicz bu yardımları kabul etmek istemedi. Bu ilkel göçebe hayatının bir ölçüde Şairin düş gücünü cezbettiği görülmektedir.
3 Ekim 1855 günü Burgaz’a yolculuk ettiğinden Şairin St. Lazar Manastırı’ndaki günleri sona erdi. Bulgaristan’a yolculuk iki hafta sürdü. Mickiewicz arkadaşlarıyla beraber tekrar Galata’ya döndü. Çeşitli vakayinamelerde belirtildiği gibi İstanbul’a döndüğünde ağır hastaydı. Aynı dairede birkaç gün kaldı, ama Sluzalski ile Levy hemen yeni bir daire aramaya başladılar. Gerek şairin mektupları gerekse Ludwika Sniadecka’nın notları yaşayışlarını anlatmaktadır.

Daha sonra başka bir yerden ev kiralamışlardır. Kira yüksek olmadığından Mickiewicz bu karanlık daireye taşınmaya razı oldu. Ayrıca da orada uzun zaman kalmaya niyeti yoktu. Aralık başında Bulgaristan ve Sırbistan’a yolculuk edecekti. Maalesef ölümcül hastalık bu planların gerçekleşmesine imkân vermemiştir.

Adam Mickiewicz'in Ölümü
1885 yılında İstanbul’da kolera kol geziyordu. Şair, koleralı hastalara, geçmiş olsun ziyaretinde bulundu. Oradan aldığı Kolera mikrobuyla, 10 gün içerisinde, kötüleşti. Hastalığının kolera olduğunu ve bu hastalıktan kurtuluş bulunmadığını biliyordu. Bir ülkü uğrunda, Türkiye’ye gelmiş bulunan şairin-bile bile ölüme giderken-başucundan ayrılmayan vefalı arkadaşı ve Türk ordusunda büyük hizmetleri bulunan Polonyalı İskender Paşa’ya söylediği son sözler, şu oldu:

“Istanbul’da, koleradan öleceğimi bilseydim, yine buraya gelirdim. Çünkü bu benim görevimdi. Ben, Fransa’da bir ilim akademisinin umumi katibi olmaktansa, bir Türk taburunun katibi olmayı tercih ederim.”
Ölürken de belirttiği gibi, Mickiewicz’in Fransa’daki son şerefli görevi, ilim akademisi umumi kâtipliğiydi. Fakat Türk ordusunda bir kâtip olarak çalışmayı, Fransa’daki ilmi görevinin üstünde görüyordu.

26 Kasım 1855 günü Şair Pera’da (bugünkü Beyoğlu) vefat etmiştir. Şehrin kenarındaki bu karanlık oda Şairin bin bir güçlükte dolu hayatını simgelemektedir.

Adam Mickiewicz Müzesi
Ölmüş olduğu binada Adam Mickiewicz Müzesi‘ni kurma düşüncesi Şairin ve vefatının 100. yıldönümünde, yani 1955 senesinde gerçekleştirilmiştir. Bina onarılmış ve 1984 yılında müze-ev olarak düzenlenmiştir. 

Adam Mickiewicz'in Romantik Eserleri
"Gençliğe Od ", genç kuşağa kendini sevdirme uğraşısı içinde olan Mickiewicz'in halka insanın bağımsızlığının gerekliliği düşüncesini aşılama amacını güden en önemli yapıtı olarak gösterilebilir.

İnsanların kardeşliği ve topluma hizmet etmek adına birlik olmak düşüncelerini savunan bu şiir henüz aydınlanma çağı düşüncesinin izlerini taşır. Bunun yanı sıra okuyucusuna verdiği coşkun ve şiddetli duyguları, yapısında bulunan söylence unsurları ve içeriğinde birbirine paralel olarak yer alan gençlik ve yaşlılık konularına dayalı yaratıcı kompozisyonu ile oldukça özgün bir şiirdir. İçeriğinde romantik görüş ile uyum içinde gördüklerinin ötesine ulaşmak, aklın yakalayamadığını yakalayabilmek, ruhsal dünyanın varlığı gibi yeni sloganlar da bulunur. Şairin kullandığı şiirsel betimleme de dönem için yeni bir yaklaşımdır. Bir diğer yenilikse, dönemin yapıtları için oldukça yabancı olan ”ruh” kelimesinin sıkça kullanılmasıdır.

Balladlar ve Romanslar
Mickiewicz 1819 yılında üniversiteden mezun olduktan sonra öğrencilik yıllarında almış olduğu bursun karşılığı olarak "Kovno" da bulunan bir lisede öğretmenlik yapar. Kovno'da bulunduğu dönemlerin şair için çok keyifli olduğu söylenemez. Derslerin yoğunluğu ve öğrenciler için hazırlamak durumunda olduğu kitaplar ona sıkıntı vermektedir. Annesinin ölümü ve sevgilisi Marylia Wereszczakòwna'nın bir kont ile evlendirilmesi (Puttkamer) bu süreç içinde kendisini derinden yaralayan iki büyük olaydır. Genç kızın ailesi, yalnızca bir öğretmen ve tanınmayan bir şair olan Mickiewicz'i damat olarak kabul etmez. Bu iki darbe, şairin dramının başlangıcı olmakla birlikte yaşamı boyunca bilincinde kalarak, olağanüstü yaratıcılığında anlam bulmuştur.
Yaşadığı bu acılar, yaratıcılığının henüz başlangıcında olan şairin çalışmalarına engel olmaz. Dahası, olaganüstü yapıtlarından biri olan ve daha sonra "Poezje" (Şiirler) adlı şiir cildinin içinde yer alacak olan "Balladlar ve Romanslar", Kovno'da bulunduğu dönemde ortaya çıkar. Bu şiir kitabı 14 ballad ve romanstan oluşur.
Bu şiir cildinin ortaya çıktığı yıl Polonya'da romantik akımın başladığı yıl olarak bilinir (1822).

Mickiewicz'in balladı, şarinin dünya sorunlarına karşı geliştirdiği romantik görüşlerini sunduğu "Romantycznosc" (Romantiklik) adlı bölümle başlar. Şair bu bölümde klasiklere karşı romantizmi savunur.

Grazyna
Mickiewicz'in "Poezje" adlı yapıtının ikinci cildinde şairin "Grazyna" adlı şiirsel romanı ve "Dziady" (Atalar) dramasının 2. ve 4. bölümleri yer alır. Bunlar şaire karşı klasiklerde oldukça sert tepkiler uyandıran yapıtlardır.
Grazyna'da epik, lirik ve dramatik unsurlar bir arada görülür. Mickiewicz öykünün konusunu Litvanya geleneklerinden alır. Litvanya tarihi yıllar boyu Mickiewicz'in ilgi duyduğu bir konudur.
Öyküde, Mickiewicz'in tarihsel gerçeklere olan ilgisi açıkça görülür. Şairin bu yapıtında sıklıkla tarihsel gerçeklere değinmesi derin bilimsel birikiminden ileri gelir. Tarafların karşılıklı düşmalığını açıkça gösterir, düşman ile işbirliğini kınar, Litvanya halkının Töton şovalyelerine olan nefretinin altını çizer. Buradaki yeni ayrıntı olan halk unsuru, romantik şiirde oldukça önemli bir özelliktir.

Dziady (Atalar)
Mickiewicz, Grazyna ile aynı dönemde "Dziady" dramının başlangıç bölümünü yayımlar. Bu drama, büyük ölçüde daha sonra tamamlanır, ancak hiçbir zaman tam anlamıyla sona ermez. Bu yapıt, romantik dönemde yaygın olan "Fragment" (tamamlanmamış yapıt) türüne tipik bir örnektir.
Drama, numaralandırılmış bölümlerden oluşur. Buna karşın olaylar mantıklı bir sırayla gelişmez. Birinci bölüm gibi görünen bölüm aslında ikinci bölümdür. Ardından dördüncü ve daha sonra üçüncü bölümler gelir. Yapıtta birinci bölüm yoktur. İkinci ve dördüncü bölüm Vilna ve Kovno'da, üçüncü bölüm Dresden'de yazılır.
Bölümler ve karakterler arasında mantıklı bir bağ yoktur. Baş kahraman bile değişikliğe uğrar, dahası adı bile değişir. Olayların geçtiği mekanlar da devamlı değişir. Aynı yüzyılın görüntüleriyle hapishane, şehir, manastır ve balo salonu gibi farklı mekanlar verilir.
Kovno'da yazılan "Dziady"nın ikinci bölümü adını halk geleneklerinde saklı olan, "atalar" diye adlandırılan törenlerden alır. Ölüler Günü'nde Litvanya halkınca kutlanan, ölü atalarının ruhlarına ithaf ettikleri putperest törenleridir bunlar. Sonraları Hıristiyanlık dinine giren bu törenler, Mickiewicz'in yaşadığı çağdaş dönemde de şekil değiştirerek varlığını sürdürür.
Bu törenleri aynı anda hem papaz hem de şair rolünü alan bir büyücü yönetir. Bu kişi ölü ataların ruhlarına seslenir, onlara sorular sorar ve onların cevaplarını halka iletir. Mickiewicz, kendi toplumsal ve ahlaki görüşlerini sunmak için bu törenleri bir zemin olarak kullanır.
Şair, “Dziady” nin 4. bölümünü (1820-1823) Marylia Wereszczakowna’ya karşı beslediği bahtsız aşk ile bağlantılı olarak, açıkça özel yaşamından esinlenerek yazmıştır.

Rusya'da Bulunduğu Dönem ve Soneler
1823 yılında Senatör Nowosilcow’un,etkinliklerinden rahatsız olduğu gerekçesiyle Filomatlar’ı dağıtmasının ardından gençlerin bir kısmı öldürülür,bir kısmı da tutuklanıp sürgüne gönderilir.Miskiewicz de tutuklanarak 1824’de gizli bir kararla Rusya’ya gönderilenler arasındadır.Şair,resmi sürgün yeri devlet tarafından tam olarak belirlenene kadar Petersburg’da kalır.Petersburg,o dönemde Rus politik ve entelektüel yaşamının en canlı merkezidir.Petersburg’da seçkin edebiyat çevrelerine girme fırsatı bulur.Dekabristlerle ve Puşkin ile tanışır.Burada kültürel birikimini geliştirerek şiirsel ruhunu besler.Yurduna,ailesine,dostlarına ve sevgilisi Maryla’ya özlem duymasına karşın,Petersburg’da sürgünde bulunduğu dönem entelektüel açıdan kendisi için oldukça verimli olur.Ancak burada yalnızca birkaç ay kalır.Daha sonra Odessa’ya gider.

Burada şairin yaşam tarzı büyük ölçüde değişir.Zamanının büyük bölümünü günlük flörtler,eğlence ve ziyafetlerle tüketir.Yine de sürdürdüğü bu yeni yaşam tarzı Miskiewicz’in o güne dek geliştirdiği sosyal görüşlerinin yok olmasına neden olmaz.Aşk soneleri ve bağımsız erotikleri bu dönemde oluşur.1826’da basılan “Kırım Soneleri” geçici flörtleri,derin aşkları,düş kırıklıklarının,ruhsal patlamaları anlatır.Miskiewicz,kapitalist düzenle bu dönemde tanışır.Toprak sahiplerinin tahıl vurgunculuğundan elde ettikleri paraları nasıl israf ettiklerine tanık olur.Tüm bunlar sanatsal gelişiminin yeni bir boyut kazanmasını sağlar. 1825 yılında Kırım’a yaptığı geziden sonra romantik bir doğa görüşü ile “Sonety Krymskie” (Kırım Soneleri)’ni yazar.Bu yapıtla Miskiewicz,sonelerinde aşk temasından çıkmış olur.Şair bu soneleri yazarken Leh dilinin tüm zenginliğinden yararlansa da,yabancı doğu kökenli sözcükler de kullanır.Bu yapıtta doğu kökenli olarak nitelendirilen sözcükler Türkçe sözcüklerdir.Sözgelimi “Bakczasaraj” başlıklı sone adını Kırım’ın ‘Bahçesaray’ kentinden alır. “Czatyrdah” olarak adlandırılan ‘Çatırdağ’ sonesinde “padyszah”(padişah), “minaret”(minare), “janczary”(yeniçeri) gibi Türkçe sözcükler yer alır.

Leh Edebiyatı'nda Romantizm'den Realizm'e Geçiş
Pan Tadeusz
Büyük Litvanya Krallığı’nda dünyaya gelen Adam Mickiewicz’in Pan Tadeusz’u yazmasında 14 yaşında Napolyon’un ordsuna katılması onun için büyük bir etkendi.
Pan Tadeusz Polonya köy yaşamını içeren bir yapıttır.
Sürgünde yaşanan yurt özleminden doğan bir Polonya destanı olarak bilinir.
On iki kitaptan oluşan bu yapıtta soyluların yozlaşmış yaşamlarını anlatır.Anlatımlar oldukça gerçekçi olmasına karşın olaylar masalımsıdır. Bunun nedeni anlatılan olayların henüz gerçekleşmemiş olmasıdır.
Bu dönemde göçmen Polonyalılar arasında iç çatışmalar,entrikalar,kıskançlıklar ve intihar olayları giderek artmaktadır.Mickiewicz bu koşullar altında kurtuluşa ve anavata kavuşmak için öncelikle iç barışın sağlanması gerektiğine karar verir ve bu düşünce ile Pan Tadeusz’u yazar.
Pan Tadeusz,içeriğinde birden fazla ana konunun yerleştirildiği bir yapıttır.Bu ana konuların içine serpiştirilmiş, çok sayıda yan konu da vardır. Bu bakımdan Pan Tadeusz’un yapısı oldukça karmaşıktır.Ancak söz konusu içerikler , birbirleri ile hoş bir uyum içinde,kopmaz bir bütün oluşturur.
Mickiewicz bu yapıtında okuyucusuna büyük bir sevgiyle ulusunun geçmişini anımsatır. Olayları iyi niyetli bir mizah ile süsler. Ancak bütün bunlar şair’in ulusunun tümüyle onayladığı anlamına gelmez.
Mickiewicz bu eserde geleneksel soylu dünyasını çizerken,bu dünyanın tarihte kalmış cansız bir dünya olduğunu da açıkça belirtir. Kazimierz Wyka, Pan Tadeusz ile ilgili bir konuşmasında öyküyü aktaran kişinin yapıtın hoş bir bütün haline gelmesindeki etkisini şöyle dile getirir;

‘Konuşan Mickiewicz’in kendisi, göçmen Mickiewicz, ulusal geleneklerine aşık Mickiewicz, poemanın sahini açık bir şekilde kendi tablosunu ona yerleştirmiş. Bu kişisel tablo yapıtın bütünlüğünü sağlayan bir zemindir.’

İkinci önemli bütünleştirici etken tarihsel zemindir.Yani Napolyon dönemi.Dabrowski komutası altındaki Polonya ordularının, Napolyon ile birlikte Litvanya’ya girdiği dönemim öykünün geçtiği Soplica kasabasındaki yankıları yapıtta yer alır. Bütünlüğü sağlayan son etken ise Polonyalılık ruhudur.Bu ruh destanın tümünde varlığını hissettirir.

www.polonyarehberi.com
19. yy Polonya Dönemi'nde Aydınlanma
Sayfa: