DUYURU
Kapat
Tecrübelerinizi takip edin!
Sitemizde YAZAR olmak isteyenler yukarıdaki "yazar ol" butonunu kullanarak üye olabilirler. Artık yeni üyelere aktivasyon linki göndermiyoruz. Direkt giriş yapıp paylaşım yapabilirsiniz.

Kötü niyetli kişilerin paylaşımlarını otomatik olarak yayınlamamak için ilk defa üye olup tecrübe paylaşan arkadaşların paylaşımlarını bir süre bekletmek zorunda kalıyoruz. Yeni üyeyseniz paylaştığınız tecrübenin yayınlanması birkaç gün sürebilir. Takip ediniz.
Sayfa:

Atatürk Kitaplığı



Toplam 28 fotoğraf bulunmaktadır
Kışın kar-yağmur, yazın tepeme vuran güneş ile içeriye girebilmek için amansızca mücadele verdiğim ve sıra bana geldiği zaman turnikeden geçtiğimde bir zafer kazanmış edası ile içeriye yürüdüğüm, muhteşem manzarası, güzel peyzaj düzenlemesi ve bahçesinde hiç dolu görmediğim süs havuzu ile bolca tecrübe ettiğim çok çok güzel bir şehir kütüphanesidir Atatürk Kitaplığı .
Haftanın yedi günü 24 saat açık olması ile diğer kütüphanelerden çok farklıdır. Kendi alanında (7/24 olması ile) Türkiye’nin ilk ve tek kütüphanesidir.

Güvenlik görevlilerinin çoğu güler yüzlü ve muhabbet sever insanlardır. Arada bi-iki tane uyuzun önde gideni vardır ama diğerlerinin yanında esameleri okunmaz. Memurları kütüphane işleri dışında gençlerin bahçede sevişmesi ihtimaline karşı gözlerini dört açarlar. Bu alanda ilgili çiftleri takip edenleri bizzat gözlemleyip kütüphane arkadaşlarımızla geyiklerimize malzeme etmişliğimiz vardır. Şimdi bahçeye kameralar takmışlar. Gençlerin peşinde koşmaya gerek kalmamış.

Ha memurlardan bahsetmişken, Fırat’ı diğer memurlardan ayrı tutmak isterim. Fırat kendi halinde bir çalışandı. “Gece modu yapsana Fırat” diye ricada bulunduğumda sağ olsun hemen ışıkları karartırdı ve normalde kütüphanenin iç görünümünü yansıtan camlar lambaların sönmesiyle İnönü Stadyumu’nun üzerinden muhteşem bir boğaz manzarası sunardı bize. İstanbul’un gece ışıkları, boğaz köprüsü üzerinde parlayan inci taneleri gibi dizilmiş araçlar ve hemen altında kapkaranlık İstanbul Boğazı… Bu atmosferde çalışmak ve yorulmak başka güzeldi. Öyle ki, uykum geldiğinde hemen 5 dakika ötedeki evime gitmek yerine sandalyeleri birleştirir, o manzara ve kitap kokusu eşliğinde uyurdum. Fırat’ın dışındaki memurlar sandalyeleri birleştirmeye müsaade etmezlerdi. “Gece modundan” bihaberlerdi. Belediyenin görev adamıydı onlar. Bana göre nerede inisiyatif alınması gerektiğini bilmeyen tam “memur kafalı” memurlardı. Sanırım ben de onlara göre “müşteri” idim sadece. Bilmiyorum kütüphanelerin müşterisi olur mu? Kütüphaneye gidenlere okur denir; onlar da öyle derdi, ancak yine de müşteri gibi hissettirmeyi başarırlardı. Hem de her zaman haklı olmayanından! Kütüphane sabaha karşı iyice tenhalaşmışken iki sandalyeyi birleştirip bacaklarını uzatsan ne olur? Kütüphanenin disiplini mi bozulur? Sonuçta orası kütüphane, yatakhane değil! Haklılar tabi.

Fırat yok şimdi. Sordum ayrılmış, başka bir kütüphanede çalışıyormuş artık. Kesin bilgim yok ama bana ayrılışı şaibeli geldi. “Sen gece modu yaparsan biz de seni başka bir yere süreriz” demişlerdir diye düşünmüyorum değil.

Her neyse, sabahları saat 7-8 arası kütüphane yarım saatlik bir temizlik molasına girer. Bu saatte uyanır kahvaltıya giderdik. Sonra tekrar kütüphane. Akşam yemeklerimizi de kütüphaneye söylerdik. Bazı yaz geceleri hava sıcak olduğunda dışarıdaki ağaçların altında yıldızları seyrederek uyurdum. İstanbul gibi güzel ve bir o kadar da iğrenç bir şehir için ne büyük lüks bu Atatürk Kitaplığı! Çardakların aralıklı tahta sıralarında uyuduğumda ise Nietzsche’nin “Bir dosta verilecek en güzel hediye sert bir yataktır.” sözünü hatırlardım. Çardaklarda uyumak zor olabiliyordu, çünkü o yüksek enerjili ışıkları kapatmıyorlar. Ben uyumaya çalışırken kanımı emen sivrisineklerin o floresan lambalarda küme küme ölmüş olduklarını görmek avare bir yaz hazzıydı.

Kütüphane binasının hemen önündeki Atatürk büstü ile kaç kez karşılıklı sigara içmişliğim vardır bilmiyorum. Atatürk büstü yalnız olduğum zamanlarda dudaklarımın arasına koyduğum sigaramı yakmak için ceplerimde çakmak ararken kahvemi birkaç saniyeliğine tutmasını isteyebileceğim en samimi arkadaştı. Gençler çok kirletiyordu büstün çevresini. Belki örnek olur düşüncesi ile ben pek itinalı davranırdım. Hatta bir ara kendim temizlemeye başlamıştım çevresindeki izmarit atıklarını. Elbette örnek olmadı bu davranışım. Atatürk büstüne de emniyet bandı çekmişler şimdi. Şimdi büst eskiye göre daha temiz. Ama Atatürk’ün yanına yaklaşmak yasak şimdi. Atatürk Kitaplığı’ndaki yalnızların dostu Atatürk büstü yalnız şimdi.

Gidin görün bu kitaplığı. Mümkünse gece deneyimleyin bu enfes kütüphaneyi. Hala tenhayken. Birkaç sene içinde geceleri de kalabalık olacağını anlamak için müneccim olmaya gerek yok. Sonrasında tadı kalır mı bilmem.
Sayfa: