DUYURU
Kapat
Tecrübelerinizi takip edin!
Kötü niyetli kişilerin paylaşımlarını otomatik olarak yayınlamamak için ilk defa üye olup tecrübe paylaşan arkadaşların paylaşımlarını bir süre bekletmek zorunda kalıyoruz. Yeni üyeyseniz paylaştığınız tecrübenin yayınlanması birkaç gün sürebilir. Takip ediniz.

Sitemizde YAZAR olmak isteyenler yukarıdaki "yazar ol" butonunu kullanarak üye olabilirler. Artık yeni üyelere aktivasyon linki göndermiyoruz. Direkt giriş yapıp paylaşım yapabilirsiniz.
Sayfa:

İntihar düşünceleri


İntihar düşüncesi gerçekten subjektif bir kavram. Kişiden kişiye intihar etme isteme nedenleri çok büyük farklılıklar gösteriyor. Ancak genel olarak insanları intiharı düşünmeye sevk eden şey isteklerinin sahip olduklarıyla uyumsuzluğu oluyor.

Zaman içerisinde düşünceyi eyleme dönüştürmek birikim ile gerçekleşiyor. Fakat yine de intiharı sıklıkla düşünen kişi, “bardağı taşıracak son damladan” sonra harekete geçiyor.

Burada asıl değinmek istediğim nokta şu: intihar etmek ve intiharı düşünmek birbirine yakın gözükse de, bu iki kavramın yakınlığı ancak intiharı düşünmenin sıklığı ile ortaya çıkıyor. Nitekim insan ruhu üzerine yazılmış geçmişte okuduğum bir makalede her sağlıklı insanın, intiharı zaman zaman düşündüğü ve hatta düşünmesi gerektiği yazılıydı. Fakat her sabah yataktan kalktığınızda aklınıza ilk gelen şey intihar ve ölüm ise işte o zaman düşünceyi eyleme dönüştürmeye daha yakın olduğunuzu söyleyebilirim. İntihar düşüncesi aklınıza bu denli sık geliyorsa muhtemelen depresyondasınız ve profesyonel yardım almanızda çok büyük fayda olabilir.

Yaşamın temeli varoluş üzerine kuruludur. Fakat varoluş ve yok oluş evrende beraberce hüküm süren kavramlardır. Biz, yaptığımız her şeyde daha iyi var olmaya çalışırız. Çalışırken, sosyal yaşantımızda, yemek yerken ve aklınıza gelen her şeyde bir varoluş çabası vardır.

İntihar ise dışarıdan yorumlayan bir insan için bir yok oluş gibi görünebilir. Ama görünenin aksine intihar da bir varoluş şeklidir. İntihar eden kişilerin bir diğer ortak özelliği de yeterince özgür olamamalarıdır. Ben kişisel olarak intiharı bir çeşit özgürlük eylemi olarak görüyorum. Bunu bedeninin içine hapsolmuş olduğunu düşünen ruhun kendisini saran hapishanesini yıkıp dışarı çıkması gibi düşünebilirsiniz. Bunu biraz daha maddi olarak ifade edersek; sağlıklı bir bireyin özgürlüğünü yitirdiğini veya bunun hezeyanını yaşadığı noktada intihara meylettiğini görebiliriz. Çoğunlukla bununla birlikte bir gelecek kaygısı olduğunu da göz ardı edemeyiz. Bunun bir örneği Hitler olabilir. Yakalanacağını anladığında intihar etmiştir. Geleceği üzerinde endişelenmiş ve kendisine yaşam içinde bir çıkış yolu bulamamıştır. İntihar ettiği anda ise kendisine göre varlığının tek çıkış yolu ölmektir.

Bunun yanı sıra kara sevdaya tutulmuş kişilerin intiharları da başta çok benzer görülmese de Hitler örneğinin çok dışında sayılmazlar. Umutsuz bir aşka düşmüş kişilerin o aşka ulaşamıyor olmanın verdiği üzüntü ve düşüncelerinin belli bir alana hapsolması ile ileriyi göremedikleri ve gelecek kaygısına düştükleri gözlemlenebilir. (Buradaki aşk duygusunu üreme; ve üreme içgüdüsünü de DNA’nın nesilden nesile geçmesi -yani varoluş mücadelesi- şeklinde yorumluyorum. Bu doğrultuda arzu ettiği aşka ulaşamayan birey fiziksel varlığını olması gerektiği gibi devam ettiremeyeceği hissiyatına kapılıyor ve varoluşun verdiği “ben önemliyim” duygusu ile geride kalanları kendisinden mahrum etmekle cezalandırmayı hedefliyor ve bu şekilde yeni bir varoluşa -egoya- sahip oluyor.)

Kişisel özgürlüğün kaybolduğu noktada yetenekler zayıflıyor, ortaya çıkamıyor veya baskılanıyor. İçindeki potansiyeli yeterince ortaya koyamadığını hisseden her insanın var oluş güdüsü kendisini yok olmaya teşvik ediyor. Tabi bu duygu belirgin bir moral bozukluğu hissi ile geliyor. Yani aslına bakarsanız özellikle sağlıklı bireyler için intihar düşüncesi -bir nevi- bir sorumluluktan kaçma biçimi. İşte bu açıdan yaklaşırsak; hayattaki mücadelede yorgun düşen bireyin intiharı düşünerek kendisini bir anlık bunalıma sürüklemesi aslında anlık bir geri çekilme, ruhen istirahat etme olarak algılanabilir. Ama intihar düşüncesi sıklaşır, bir alışkanlığa dönüşürse işte bu noktada problem var demektir.
"Bir insan kendini öldürdüğünde, kendi varlığını aynı kişilikle sürdürme umudu ile bunu yapmaz, yapamaz. Böyle söyleyebilir, hatta bu yönde davranabilir; ama zımnen, intihar ederek, kendi kişiliğini dosdoğru sıfırlamayı, ezeli "olmayan-varlığa" erişmeyi ummaktadır. Veyahut, daha iyi bir yaşamı tanımayı umar. Kendi kişiliğinden kaçmak mutluluk vermez."
Ruhumun derinliklerinden gelen bir yoğunluk acıtıyor canımı bugün. Kılcal damarlarımda geziniyor, kanımı yoğunlaştırıyor, katılaşıyorum...Başka bir hal, başka bir halet-i ruhuyi içine sığınıyorum. Kaskatı kesiliyor vücudum, ellerim hissizleşiyor, gözlerim uzaklara dalıyor. Ölüm sancısı sarıyor her yanımı. Beynim yassılaşıyor, kaybediyorum geçen zamanı.

Çevremdeki herşey bir buhar olup uçuyor gökyüzüne. Gölgesi kalıyor giderken var olanların. Gölgeler içime hapsoluyor. Bir beton gibi çöküyor, ağırlaşıyorum. Kelimeler eziliyor betonun altında, can çekişiyorlar. Kanatlanıyorlar birdenbire... Kayıp bir bedenin içinden sonsuzluğa doğru uçmak için çırpınıyorlar. Üstlerine karanlık yağıyor, her taraf kan revan. Çığlıklar yükseldikçe yükseliyor, bombalar patlıyor bünyemde. Duman alıyor her yanı, kelimeler uzanıyor demir parmaklara. Hürriyet için uzanan birkaç kol gibi, sadece birkaç... Onların hakimi benim. Benim hakimim doğa. Fikrimi sormadan beni acı çekmem için var eden doğa. Bu despotluktan bezmiş olarak, kendimi ifna ediyorum giderek. Hürriyetim için yargılıyorum doğayı. Hiç bir suçlu yok ortada. Sadece kendimi yok etmeliyim, hürriyetim için...
Karanlık sızıyor bedenimden içeri, hayatı yakalayamıyorum, içimde tutamıyorum. Bir sloth kadar yalnızım. Belki ondan da öte. Sadece kendim ve ben. Doğa beni var edip gitti, işte o kadar. Kanım çekiliyor oluklarıma. Gözlerim sonsuzluğa uzanıyor, küçük bir kız çocuğu gülümsüyor sadece bana, ne de çok bana benziyor. Alay eder gibi, gülümsüyor ben acılar içinde kıvranırken....
İntihar meselesini 2 temel bağlamda değerlendiriyorum: Psikososyal süreçlerin sonucu olan intihar fikri ve felsefi/mantıksal intihar süreci.

Psikososyal süreçlerin sürüklediği intihar fikirlerini, benliğin iç ve dış gerçeklik arasındaki çatışmalar karşısında kendisini çaresiz hissetmesi ve ego'nun gücünün giderek zayıflayarak kendini yok etmesini istemesiyle sonuçlanan bir süreç olarak nitelendiriyorum. Burada saldırganlık dürtüsünün kişinin kendisine yöneldiğini söyleyebiliriz. Bireylerin çatışmalarla mücadele edebilme gücü de, ego'nun savunma mekanizmalarının gelişmişliğiyle büyük oranda doğru orantılıdır diyebiliriz. Bu savunma mekanizmalarınının gücünü zayıflatacak olan travmatik yaşam deneyimleri iç dengeyi bozabilir ve benlik çözülmesi yaşanabilir.

Mantıksal intihar süreci ise karşımıza daha az çıkan ve genelde duygusal bir çöküntüden ziyade, benliğin kendisini mantıksal düzlemde yaşamın sonlandırılması gereken bir süreç olduğunu düşünmesi ve bu eyleme kalkışması sürecidir. Bu kişiler genelde yaşamın absürdlüğü yahut beyhudeliği fikirlerinden beslenir. Her ne kadar mantıksal intihar duygulardan izole edilmiş gibi gözükse de, ben bu süreçte de bir miktar duygusal çözülmenin var olduğu kanaatindeyim.
İşin pek farkedilemeyen kısmı şu ki ; insanlar sadece kendilerinin intihara eğilimli olduklarını düşünüyorlar. Bu da hastalıklı ruh halinin temelini oluşturuyor sanırım. Empati kurma eksikliğinden dolayı kişilerin anlaşılamamazlıktan yakındığını sıkça duymuşsunuz ve yakınılan kişi olarak asıl anlaşılamayan kişinin kendiniz olduğunu düşünmüşsünüzdür, öyle değil mi?

Ölümü ve intihar etmeyi ara sıra düşünmek sağlıklı bir ruh yapısının gerekliliklerindenmiş. Bana göre de düşünen bir beynin, hayatı ve ölümü sorgulaması gayet normal gözüküyor. Son zamanlarda da intihar etme fikirlerinin gençler arasında çok yaygın olduğu hissiyatına kapılıyorum. Belki intihar düşüncelerinin sağlıklı olacak seviyesini de biraz geçmiş olabiliriz. Herkes yalnızlıktan yakınıyor ama birisi "merhaba" dese verecek cevabımız yok.
Sayfa: