DUYURU
Kapat
Tecrübelerinizi takip edin!
Kötü niyetli kişilerin paylaşımlarını otomatik olarak yayınlamamak için ilk defa üye olup tecrübe paylaşan arkadaşların paylaşımlarını bir süre bekletmek zorunda kalıyoruz. Yeni üyeyseniz paylaştığınız tecrübenin yayınlanması birkaç gün sürebilir. Takip ediniz.

Sitemizde YAZAR olmak isteyenler yukarıdaki "yazar ol" butonunu kullanarak üye olabilirler. Artık yeni üyelere aktivasyon linki göndermiyoruz. Direkt giriş yapıp paylaşım yapabilirsiniz.
Sayfa:

İşaret Dili


Geçtiğimiz yaz sırf belki yabancı dilimi geliştiririm umuduyla ilçemdeki bir turizm danışma bürosunda iş ayarladım. Yapacağım iş basitti; gelen turistlerle ilgilenecek, bir şey içmek isterlerse onu ikram edecektim, yol tarif edilecekse onlara birer harita verip yolu gösterecektim.

Birinci haftamın sonunda içeriye bir çift girdi. Adam uzunca yapılı sarı saçlıydı. Bayan da onun aksine kısa boylu, kısa küt kesilmiş kahverengi saçlarıyla oldukça şirin görünüyordu. Patronum olmadığı için benim ilgilenmem gerekti ve onların yanına gidip "how can ı help you" dedim. İkisi de yüzüme bakıp kulaklarını gösterip duyamadıklarını anlatmaya çalıştılar. Anlaşılan bu defa işler sandığımdan da zor olacaktı. Oturmaları için birer sandalye getirdim ve önlerine birer bardak su koydum. Sürekli gülümsüyorlar ve kafa sallıyorlardı. Bu halleriyle oldukça şirindiler. Biraz zaman geçince ellerimi iki yana açıp ne istediklerini öğrenmeye çalıştım. Bana çantalarından çıkardıkları bir kağıt uzattılar. Kağıtta kalenin fotoğrafı vardı. Oraya gitmek istedikleri açıktı. Ama onlara nasıl anlatacaktım "go go go" desem duymayacaklardı. Durumu anlamış olacaklar ki bir kağıtla kalem çıkarıp yazmaya başladı uzun boylu adam. Kağıda" bizi buraya götürür müsün zamanınız varsa " yazdı. Kafamı evet der gibi salladım. Ve patronu arayıp durumu bildirdim. Sonra onları da yanıma alıp yola koyulduk. Yolda birbirleriyle birşeyler konuşuyor, kimi zaman tartışıyor kimi zaman da gördükleri yerleri işaret ederek takdir edercesine birbirlerine birşeyler anlatıyorlar. Orada dilsiz konumuna düşen ben olmuştum. Anlaşmak için yazışmayı kullanıyorduk merak ettiklerini bana soruyorlardı. Kadın okuyamıyordu adam da ona çevirmek zorunda kalıyordu. Yolculuğumuz yarım saat kadar sürdü. Kaleye iyice yaklaşınca onlara benim ancak bu kadar yardımcı olabileceğimi yazdım. Adam teşekkür edip elini cebine atıp para çıkarmaya başladı. Bende haliyle kabul etmedim. Kadın da işaret dili ile bana birşeyler anlatmaya çalıştı. Bu defa adam onun da bana teşekkür edip kendime iyi bakmamı dilediğini söyledi. Ben de aynı hareketleri tekrarlayıp onlara da aynı dileklerimi sundum ikisi daha da gülümseyip sarıldılar.

Belki onlardan yeni bir ingilizce kelime öğrenememiştim ama hem onlara yardım etmiş olmanın vermiş olduğu mutluluk ve yeni bir dilden öğrenmiş olduğum kelimeler bana kat kat yetmişti.
Üniversite okuduğum yıllarda Çanakkale'de sürekli maç izlemeye gittiğim öğretmen evinde doğuştan işitme engelli bir garson çalışıyordu.
İşitme engeli doğuştan olduğu zaman, insanlar duymamanın yanı sıra konuşamıyorlar da.

Gel zaman git zaman, ben maç izlemeye gittikçe onun dünyaya karşı gösterdiği uyuma hayran kaldım. Tabi birçok işitme engelli gibi, onun da yine kendisi gibi işitme engelli arkadaşları vardı. Nadiren de olsa orada toplanıyorlar ve "sohbet" ediyorlar, onların işaret dillerini bilmeyen biz cahillerin anlayamayacağı bu muhabbetlere zaman zaman kendilerine özgü bir biçimde kahkahalar atıyorlardı.
Biz "işitebilenler" Fenerbahçe-Galatasaray maçlarında birbirimize sinirlenir ve hatta ara sıra küfürleşirdik. Fakat onlarda, hiç kavga-"gürültü" olmazdı.
Bu durum işaret dilini araştırmama sebebiyet verdi. Açıkçası zor olacağını düşündüğümden direkt öğrenmeye yeltenmedim. Fakat böyle bir durumda, bir yabancı dilin nasıl tarzancası varsa işaret dilinin de tarzancasının olduğunu öğrendim. Bu noktada öğrendiğim bazı püf noktalar var: Örneğin, "Nasıl olsa duymuyor" mantığı ile konuşmayı bırakmak yanlışmış. Kimisi daha çok sesini yükseltir bilirsiniz. Bu durumda sesi yükseltmek değil ama dudak hareketlerini daha belirgin yapacak biçimde vurgulu konuşmak sizi daha anlaşılabilir kılarmış. Çünkü işitme engelliler dudaklarınızı okurlarmış. Kendinize özgü kullandığınız mimiklerinizi ve işaretlerinizi değiştirmeden, biraz daha anlaşılabilir bir biçimde, biraz da sessiz film oynarmışçasına (abartmadan) davranmak çok faydalıymış...

Bunların yanında çok enteresan bir şey daha öğrendim... İşitme engelliler müzik dinleyebiliyorlar! Vücutlarında hissettikleri bas ve davul ritmlerine odaklanarak kendilerini müziğe kaptırabiliyorlarmış.

Toplam 1 fotoğraf bulunmaktadır
İlk deneyimim bir hastanede başladı, yoğun bakım kapısının önünde bekliyorum, içeride yakınım var... Ardından işitme engelli bir bayan geldi birşeyler anlatmaya çalışıyor, el hareketleri ile mimikleri ile ama onu anlayabilmek mümkün değil.. Ne hemşireler, ne doktor anlayabiliyor onu. O ise hâlâ ellerini kullanarak, gözlerinden yaşlar süzülerek derdini anlatmaya çalışıyor, kimse onu anlayamadan güvenlikçi, yoğun bakım ünitesinden kadıncağızı kapı dışarı ediyor. Meğerse yoğun bakımda eşi yatıyormuş, onun yanına gelmiş, görmek istemiş.... Bu davranış karşısında, ben de ilk önce halk eğitimde işaret dili kursuna gittim. İlk adımı orada attım, daha sonra özel derslerini aldım. Bu süreçte görebildiğim ve anlayabildiğim tek şey bambaşka bir dünyanın kapısını araladığım hatta adım atabildiğim bir masal ülkesidir işaret dili. Ve baktım çevrem genişliyor, hep işitme engelli arkadaşlarım oluyor. Onların gittiği derneklere katıldım, onlarla vakit geçirdim, onlarla bir arada oldum böylelikle. 'İşaret Dil'ini kazandım. Ardından tercüman olmaya karar verdim, tercumanlık sınavını bekleme aşamasındayım. Nasıl bizim ikinci dilimiz İngilizce ise ona nasıl bazen çok ihtiyaç duyuyorsak işaret dili de öyle olmalı bizim için. Şahsen benim ikinci dilim İşaret Dili, bu olmalı. Çok gerekli bir dil, Türkiye'de çok fazla işitme engelli var ama onları anlayabilen sadece aileleri ve çevreleri. Hiç bir kurum hiç bir hizmet onları anlayamıyor. Hastaneler, karakollar, adliyeler, cafeler, kütüphaneler v.s buralarda çok ihtiyaç var. Onların dünyasını anlayabilmek, onlardan biriymiş gibi davranabilmek çok guzel bir duygu.
Ne olursa olsun herkes anlaşılmayı, konuşulmayı ve dinlenilmeyi hak eder.
Bu sürece güzellik katan herkese çok çok teşekkürlerimi sunuyorum.
Sürç-i lisan ettiysem affola.
Sayfa: