DUYURU
Kapat
Tecrübelerinizi takip edin!
Sitemizde YAZAR olmak isteyenler yukarıdaki "yazar ol" butonunu kullanarak üye olabilirler. Artık yeni üyelere aktivasyon linki göndermiyoruz. Direkt giriş yapıp paylaşım yapabilirsiniz.

Kötü niyetli kişilerin paylaşımlarını otomatik olarak yayınlamamak için ilk defa üye olup tecrübe paylaşan arkadaşların paylaşımlarını bir süre bekletmek zorunda kalıyoruz. Yeni üyeyseniz paylaştığınız tecrübenin yayınlanması birkaç gün sürebilir. Takip ediniz.
Sayfa:

Kayıp Gül



Toplam 1 fotoğraf bulunmaktadır
Söze nereden başlayıp nerede bitireceğimi bilmiyorum. Tek bildiğim bu kitabı okuduktan sonra hayatınızın her anında kelimesi kelimesine olmasa da bütün ana fikirleri hatırlayacağınız ve "Ben de bir seyahate çıkmak istiyorum kendi içimde." diyeceğinizdir.

Kitap Diana adındaki genç güzel bir kızın annesi öldükten sonra yazdığı vasiyetini yerine getirmek için çıktığı yolu anlatıyor. Bu süre zarfında çok şey öğreniyor genç Diana. En başta da bir ikizi olduğunu. Ona tıpatıp benzeyen ama ondan ayrı olan, Mary.(Yazar isimleri seçerken de zaten Efes şehrinden yola çıkıyor Artemis yani nam-ı diğer Diana Romalıların taptığı tanrıça ile Azize Meryem.) Kendinizi Diana'nın yerine koyuyorsunuz kitabı okurken.

Bir ikizinizin olduğunu düşünün. Tıpa tıp size benzeyen, kaşı, gözü, dokunuşu, sesi, hareketleri gölgeniz; yüreği ise hep olmayı arzuladığınız bir siz. Yapmayı ertelediklerinizi, cesaret edemediklerinizi göze almış denemiş bir ikiziniz..
Diana başlangıçta çıkmak istemediği yola çeşitli tesadüflerin de itelemesiyle elinde olmadan kaptırıyor kendini Mary'ninn gizemine. Her gün yeni bir şey öğrenerek her sabah farklı bir kız olarak uyanıyor üstelik.


Kendi hayallerine kendi düşlerine dört elle tutunmayı, sırf "başkaları" için olduğundan farklı biri gibi davranmamayı öğreniyor.



Kayıp Gül, ismi başlangıçta insana çok manasız geliyor ama okudukça anlam kazanıyor.
Gül benzetmesi ise beni ayrıca etkilemişti okurken. Elimden geldiğince açıklayayım aklımda asılı kalanları;
Gül deyince bir insanın aklında oluşan resim vardır. Dikenleri olan kırmızı kocaman açılmış bir çiçek. Dalının etrafında asimetrik büyümüş yapraklar. Bu kadardır öyle değil mi? Kimse gül deyince aklının bir köşesine kokusunu eklemez.
Kitapta da güllerin sırf insanlar gelip güzellikleriyle onları mutlu etmesinden onları poh pohlayıp "Sen çok güzelsin.", "Sen eşsizsin." demeleri için her gün kendilerini daha da açarak daha da güzelleştirmesinden bahsediyor. Ne yazık ki bu esnada onları aslında "eşsiz" kılanın kokuları olduğunu unutturuyor. Büyülü dünyaya kapılıp giderken benliklerinden de adım adım uzaklaşmış oluyor o pek güzel olan güller.


Gülleri de insanlara benzetiyor yazar, sırf beğeni almak için "başkalarının" takdirini kazanmak için kendi kokumuzu kaybediyoruz. Ve kokumuz yitip gittikçe kendimizden yitiyoruz.

Sizlere bir kaç tavsiyem olacak. Önceliğimi kitabı okumanızdan yana kullanmak istiyorum. İkinci isteğim ise kitabı okurken çok dikkatli olmanızı aksi takdirde kitabın sonunda "Eee Mary nerede?" dersiniz. Ve son olarak kitabı okuduktan sonra bir sonraki güne uyandığınızda bunca zaman kaybettiğiniz kokunuzun peşinden gitmeyi önemli olanın "başkaları" değil, kendi özünüz olduğunu bilerek kalkmanızı istiyorum. Zira hiçbir gülün kokusu diğerine benzemez. :)
Sayfa: