DUYURU
Kapat
Tecrübelerinizi takip edin!
Sitemizde YAZAR olmak isteyenler yukarıdaki "yazar ol" butonunu kullanarak üye olabilirler. Artık yeni üyelere aktivasyon linki göndermiyoruz. Direkt giriş yapıp paylaşım yapabilirsiniz.

Kötü niyetli kişilerin paylaşımlarını otomatik olarak yayınlamamak için ilk defa üye olup tecrübe paylaşan arkadaşların paylaşımlarını bir süre bekletmek zorunda kalıyoruz. Yeni üyeyseniz paylaştığınız tecrübenin yayınlanması birkaç gün sürebilir. Takip ediniz.
Sayfa:

Kedinin ölümü


Kendi kedisinin diğer kedilerden başka olduğunu düşünenlerden farklı birşey hissetmiyorum...

"Seninkinin farkı neydi?" derseniz, her taşındığım evde kapının ve pencerenin yerini gösterdikten sonra onu özgür bırakmama rağmen her seferinde beni tercih eden, sokaklarda gün boyu volta atıp günün sonunda her ne ile karşılaşırsa karşılaşsın beni bulabilen ve hatta onu dışarıda bırakıp şehir dışına çıktığım zamanlardan sonra bile evinin yolunu unutmayan, özgür ama özgür olduğu kadar da sadık bir dosttu benimkisi.

Çocukluğumdan beri hep evimde bir kedi olsun istemiş ancak ebeveynlerimin müsade etmemesi ile bu amacıma ulaşamamıştım. Öğrencilik yıllarımda kendi evime çıktığımda evime bir kedi almayı çok önceden planlamıştım. "Benim" diyeceğim kedinin mümkün olduğu kadar çirkin, hırçın ve kimsenin sevmeyeceği bir kedi olmasını istemiştim nedense. Hayatın gidişatı kedi sahiplenme planımı unutmama sebebiyet verdirmişti.
Aktif öğrencilik yıllarımın sonlarında Çanakkale Boğazı'nda alacakaranlık vaktinde keskin ve soğuk rüzgarların insana buz kestirdiği bir anda karşılaştım onunla. Bütün şehir bomboştu o gece, sadece o ve ben vardım. Tam da istediğim gibi tipsiz, zayıf ve yaralıydı. Onu alıp cebime koyup evime getirmiştim...
...
...

Birkaç gün üst üste evden dışarı çıkmak istemeyip yemek yemediği için veterinerin yolunu tuttuğumuzda durumun ciddi olduğunu aklıma getirmemiştim bile. Farklı hekimlerin hem fikir olduğu ve dünyada kedilerin 1 numaralı ölüm sebebi olarak gösterilen böbrek yetmezliği sendromu (CFR) 'na yakalanmıştı. Doktorları çok uzak olmayan bir gelecekte artık benimle birlikte olamayacağını, sayılı günlerinin kaldığını ve vedalaşma vaktinin geldiğini söylediler. Yapılabilecek herşeyi anlattılar, fakat her ne yaparsak yapalım sonuç değişmeyecekti. Anlatılanlar onu iyileştirmekten ziyade kalan zamanını daha kaliteli yaşamasını sağlamak ve beraber geçireceğimiz süreyi biraz olsun uzatmak içindi.

Birlikte yaşadığımız 9 yılda acı-tatlı günler görmüştük elbet. Ancak onu ölüme götürecek hastalığının haberini aldığımda durum çok farklıydı. Muayenehanede sükunet ve dikkatle doktorları dinleyebilmeme rağmen kedimi sepetine koyup kapıdan dışarı adım attığım anda durum değişmişti;
Açık havada yüzüme esen ılık rüzgar, hayatı boyunca süresini benimle kullanmayı tercih etmiş olan can yoldaşımın vaktinin artık doluyor olduğunu vurguluyordu. Tenime dokunan esinti adeta zamanın ta kendisiydi. Aniden elimdeki sepet ağırlaşır gibi oldu. Sokaklarda ne tarafa gittiğimi bilmeden hüngür hüngür ağlamaya başlamıştım. Bir müddet sonra içinde bulunduğumuz boyuttaki zaman onun için duracak, benim için ise akmaya devam edecekti.

Beklenen son 3 Ekim'de gerçekleşti. Son anlarımızda kedim boylu boyunca uzanmış, vücudunun büyük bölümü kaskatı kesilmiş parça parça soğuyordu. Gözlerimin içine son kez baktığında aniden göz bebeklerinin feraseti donmuştu. İçinde bulunduğumuz ortamdaki aura öyle değişmişti ki, sanki orada bizim haricimizde biri daha var gibiydi... Azrail çevremizde dolaşmaya başlamış birbirimize hoşçakal dememizi bekliyordu sanki...

Hastalığın ilerleme sürecinde, kaçınılmaz sonun yakın olduğunu bildiğimden, ilk karşılaştığımız andan itibaren yaşadıklarımız gözlerimin önünden film şeridi gibi defalarca geçmişti zaten. Son anlarda ise aklımdan geçenler biraz farklıydı. Yaşamım boyunca hep sadece kazanabileceğimi öngördüğüm "savaşlara" girmeye özen göstermiştim. Fakat kıymetli olan kaybedeceğini bile bile çekinmeden mücadele edebilmekmiş...
Sayfa: