DUYURU
Kapat
Tecrübelerinizi takip edin!
Sitemizde YAZAR olmak isteyenler yukarıdaki "yazar ol" butonunu kullanarak üye olabilirler. Artık yeni üyelere aktivasyon linki göndermiyoruz. Direkt giriş yapıp paylaşım yapabilirsiniz.

Kötü niyetli kişilerin paylaşımlarını otomatik olarak yayınlamamak için ilk defa üye olup tecrübe paylaşan arkadaşların paylaşımlarını bir süre bekletmek zorunda kalıyoruz. Yeni üyeyseniz paylaştığınız tecrübenin yayınlanması birkaç gün sürebilir. Takip ediniz.
Sayfa:

Mina Urgan - Bir Dinazorun Anıları



Toplam 1 fotoğraf bulunmaktadır
Mina Urgan'ın "Bir Dinazorun Anıları'nı" okurken, en dikkatimi çeken nokta şu oldu : çocukluğunu cumhuriyetin ilk yıllarında geçirmiş olan Mina Urgan, savaşın yaralarını zor bela sarmaya çalışan, Osmanlı'dan kalma dış borçları ödemek zorunda olan, yepyeni bir düzen kuran, erkek nüfusunun büyük bir bölümünü savaşta yitirmiş ve hayatta kalan erkeklerinin çok büyük bir bölümü yaşlı, hasta ve engellilerden oluşan bir toplumda, çalışanın kazanıp kazandırabileceği, saygı göreceği bir devletin o dönemde var olduğu fakat şimdilerdeki gençlerin geleceğe kaygı ile baktığını vurgulaması idi.
"Biz "okuduğumuzda" bir şeyler olacağımızı, bir yerlere geleceğimizi biliyorduk." diyor Mina Urgan. Ama şimdi üniversite mezunlarında işsiz kalma kaygısı çok fazla...

Bu durumu ben şöyle izah etmeye çalışayım:

X mesleği ülkemizde yılda 1000 kişiye ihtiyaç duyuyor olsun. Fakat genel anlamda üniversitelerin X bölümünden mezun olanların sayısı 10bin civarında.Yani ihtiyaç duyulanın 10 katı mezun veriliyor. Bu durumda her yıl X bölümünden mezun 9bin okumuş depresyonda gencimiz oluyor. Bu arada iş bulabilen bin kişi kapıda iş bekleyen 9bin kişinin üstlerinde yarattığı baskı ile fazla mesai yapıp düşük maaşa çalışmak zorunda kalıyor.
İşsiz olan X bölümü mezunu genç; hiç üniversite okumamış olsa, 18 yaşından itibaren kendisine yeni bir ilgi alanı bulmaya çalışabilir. Belki bir zanaat alanında ilerleyebilir. Ara veya alt konumda çalışmaya da başlayabilir. Fakat o genci en verimli çağında en az 4 yıl olmak üzere meşgul edip, hayallerini yönlendirip, üzerine karşılığı asla geri alınamayacak bir yatırım yapılmasını sağlayıp, bir de üstüne zihnen yormuş oluyorlar. Genç herşeyden evvel 4 yılını kaybetmiş oluyor. Okuduğu alanda iş bulamadığı için farklı alanlara yönlenmeye çabalıyor. Bu uğurda önüne geleni ezip geçmeye hazır oluyor. Milli ve manevi değerleri kayboluyor. Ekmeğin aslanın ağzında olduğunu bildiğinden, para kazanmak uğruna herkesi satıyor. Patron yalakası olup milli direnci bozacak bir çürük elma pozisyonunda sepetteki yerini alıyor.
Anlaşılan o ki adamlar devlet düzenini bozmak için sistemi iyi kurmuş. Çünkü Mina Urgan'ın yaşadığı zor dönemde dahi işler daha bir yolunda giderken bize derinlerden mütemadiyen "birşeylerin olamayacağı" ve bu ülkenin düzelmesinin imkansız olduğu anlatılmaya çalışılıyor. Fakat bana pek öyle gözükmüyor!
Mina Urgan, “Bir Dinazorun Anıları” adlı kitabında üslubu, samimiyeti ve monolog anlatımıyla benim ve birçok kişinin gönlünde taht kurmuştur. Yalnız başınıza kaldığınızda bu kitabı açıp okumanızla içinizde bulunduğunuz sıkıntıdan kurtulacak, belki sizinle aynı şeyleri düşünen, sizi anlayabilen bir arkadaşınızmış gibi Mina Urgan’ı gülümseyerek ve saygıyla anacaksınız.

Bir Dinazorun Anıları, sadece Mina Urgan’dan ibaret değildir. Kendinizden bir şeyler de o kitapta bulacaksınız, Atatürk döneminin güzellikleriyle günümüzü karşılaştırabilecek, 1960,1971,1980 darbelerinde Türkiye’nin içinde bulunduğu durumu bir de komünist ve ateist olan ufak tefek, yaşlı ve sevimli bir kadından dinleyeceksiniz. Yine kitabında yer alan birçok ünlü şair ve yazarla kurduğu arkadaşlıklar, onlarla ilgili anlattığı hikayeler sizi zaman zaman şaşırtacak, belki de sevdiğiniz bir yazarın veya şairin sosyal yaşamdaki tutumlarını ve gerçek kişiliğini öğrenmek sizi mutlu edecektir.

Mina Urgan’ın içinde daima taşıdığı duyarlılığı, hayata pozitif bakması, mutluluğu adeta sizi mest edecek, belki de güzel kalbindeki sihirden bir tutam size de aktaracaktır. Genç yaşlarında ailesinin mal varlığının çok olmasının onu rahatsız etmesi, burjuvaziye ait olan her şeyden kaçması, süsten püsten ve bayağı bir yaşantıdan uzak olması sizi bu güzel kadına daha çok yaklaştıracaktır. Halkı ve ülkesi için mücadele veren, kendi ideolojik çizgisinden asla şaşmayan ve bu uğurda hapise girmeyi “dört gözle bekleyen” fakat hayatı boyunca arkadaşları gibi hapise giremememin üzüntüsünü yaşayan bir kadını okurken içinizde bir şeylerin koptuğunu hissedeceksiniz…
Sayfa: