DUYURU
Kapat
Tecrübelerinizi takip edin!
Sitemizde YAZAR olmak isteyenler yukarıdaki "yazar ol" butonunu kullanarak üye olabilirler. Artık yeni üyelere aktivasyon linki göndermiyoruz. Direkt giriş yapıp paylaşım yapabilirsiniz.

Kötü niyetli kişilerin paylaşımlarını otomatik olarak yayınlamamak için ilk defa üye olup tecrübe paylaşan arkadaşların paylaşımlarını bir süre bekletmek zorunda kalıyoruz. Yeni üyeyseniz paylaştığınız tecrübenin yayınlanması birkaç gün sürebilir. Takip ediniz.
Sayfa:

On İki



Toplam 2 fotoğraf bulunmaktadır
Yazarı Jasper Kent olan bu kitabı arkadaşım okuma fırsatı bulamadığı için bana önerdiğinde kapağı hoşuma gitmişti. Konusu, Napoleon Bonaparte' ın 1812 yılında Rusya' yla olan savaşı olunca ilgimi daha da çok çekmişti. Burada kitabın yazarı, Rusya da rütbesi yüzbaşı olan bir casus. Birkaç arkadaşıyla birlikte bazen de dağınık şekilde gittikleri yerlerde şifreli yazılar bırakarak anlaşıyorlar. Napoleon' un Moskova' ya gelmesi üzerine güçlerinin yetersiz olduklarını anladıklarında arkadaşının önerisine uyup Opriçniki adını verdikleri 12 savaşçıyı yardımlarına çağırıyorlar. İşler ilk başta güzel gitse de bir anormallik olduğunu sezinliyorlar. Araştırdıklarında ise ortalık karışıyor. Daha sonra okuması daha da keyifli oldu benim için.Yani bir casus nasıl düşünür, neler yapar, biraz da olsa fikir sahibi oluyorsunuz. Kitapta arada Türk' lere de değinmişler. Ama biraz korkarak, Türk' lere esir düşüp parmaklarını kaybetmiş birisi. Gerçek tarihi olaylarla fanteziyi birbirine katmış buna da değinmeliyim. Betimlemeleri çok güzel ustalıkla yazmış. Düşüncelerini de işin içine katması ayrıca hoşuma gitti. Düşünüş şeklini biraz da kendime yakın hissettiğim için kitabı okumam pek zaman almadı .İyi okumalar...


İçinden birkaç cümle

- Yatak odamdaydım; çocukluğumda uyuduğum yatak odasında. Aslında bu odanın çocukken yattığım odayla hiçbir alakası olmadığının gayet farkındaydım, ama genellikle rüyalarda olduğu gibi, bu odanın benim çocukluğumdaki yatak odası olduğunukuşkuya yer bırakmayacak şekilde biliyordum.

- "Amerika'da kral yok ama köleleri var," diye açıklıyordu Maks."İngiltere'de kral var ama köleleri yok. Fransızlar krallarını öldürüp yerine bir imparator yarattılar ki kendileri köle olmasınlar. Rusya'da ise bizim hem bir imparatorumuz hem de kölelerimiz var." Bir an için duraksadı. "Tabii birçok Rus, bir imparatorumuzun olduğunu ve bizim köle olduğumuzu söyleyecektir."
"Köylü takımı öyle diyecektir demek istiyorsun herhalde. Öyle değil?" diyerek lafa karıştı Dimitriy.
"Kesinlikle". Maks birden tüm ilgimi üstüne çekmişti. Hangi görüşü savunduğuna ya da ne anlatmak istediğine dair hiçbir fikrim yoktu, ama fikirlerini taze ve gençlere özgü bir tutkuyla ifade etme şekli çarpıcıydı.
"Ben olsam köylü takımını zencilerle kıyaslamayı tercih etmezdim," diyerek konuşmaya ilk defa katıldım.
Maks irkilmeden görüşlerini sürdürdü. "Hımm, hayır; köylü takımına ulaşmak için o kadar uzaklara gitmemize gerek yok."
Sayfa: