DUYURU
Kapat
Tecrübelerinizi takip edin!
Sitemizde YAZAR olmak isteyenler yukarıdaki "yazar ol" butonunu kullanarak üye olabilirler. Artık yeni üyelere aktivasyon linki göndermiyoruz. Direkt giriş yapıp paylaşım yapabilirsiniz.

Kötü niyetli kişilerin paylaşımlarını otomatik olarak yayınlamamak için ilk defa üye olup tecrübe paylaşan arkadaşların paylaşımlarını bir süre bekletmek zorunda kalıyoruz. Yeni üyeyseniz paylaştığınız tecrübenin yayınlanması birkaç gün sürebilir. Takip ediniz.
Sayfa:

Pi'nin Yaşamı (Life of Pi)



Toplam 3 fotoğraf bulunmaktadır
İnsanın kendi dini inançlarını sorgulaması açısından bu film ayrı bir öneme sahip diyebilirim. Fakat "hayatımda izlediğim en güzel film, muhteşem" tarzında cümleler kuramam. Film bittiğinde herkes filmde yer alan metafor ve imgeleri farklı yorumlayabilir ve bambaşka bir boyut kazandırabilir ki yönetmen ,adayı bir kadın vücudunun şekline benzetmiş ve bazılarının aklında çocuğun annesi olabileceği düşüncesini uyandırmıştır. Ama bana göre üzerinde durulması gereken iki adet metafor var; birincisi ada, dini simgeliyor ki gece olunca içinde bulunan etçil canlıların canavara dönüşmeleri ve adaya sonradan gelmiş canlıları yok etmeleri dinin karanlık yönünü gösteriyor. " doğa kitaplarında o adayla ilgili bir şey bulamazsın" demesi de bu metaforu kanıtlayan bir başka örnek. Burdaki anlatılmak istenen dinin bilimin konusu olmadığı. Ama yine de Pi'nin Richard Parker'ın kafasını kucağına koyup "ölüyoruz" dediği sırada bu ada karşılarına çıkıyor, yani onlara bir umut kapısı açılıyor. Tanrı olsa da olmasa da insanların dini bir umut kapısı olarak görmeleri ve ona sımsıkı sarılmalarında olduğu gibi.

Pi, adada kalamayacağını anlayarak adayı terk etmeye hazırlanıyor. Giderken kaplanı da yanına alıyor, çünkü mantığını almadan hiçbir yere gidemez. Buradaki mantık da kaplan diyebiliriz, yani ikinci metafor. "Richard Parker olmasaydı hayatta kalamazdım, herşeyi ona borçluyum." demesi var olan gücünü mantığından aldığını gösterebilir. Mantığımız bize bazen yanlış şeyler yaptırabilir, ama onunla uzlaşmamız gerekir mesajını vererek de ilk başlarda kaplanın onu yiyeceği düşüncesiyle kendine 10m uzaklıkta bir sal yapan Pi, sonraları kaplanla uzlaşarak yaşantısını daha korkusuz devam ettiriyor.

Filmin sonunda olayı araştıran birtakım insanlar, Pi'nin anlattığı hikayeye inanmıyorlar ve Pi de daha inandırıcı olabilecek, sıradan, daha insancıl bir hikaye yaratıyor.
Bu iki hikayeyi de o adama anlatıyor ve:
+Sen olsan hangisini seçerdin?
-Kaplanlı olanı.

Burda aslında Pi'nin sormak istediği soru şu: Tanrı'nın var olduğuna inanan, çeşitli efsaneler, söylemler, melekler, şeytanlar, cennet, cehennem gibi doğaüstü, ve farklı şeylere mi inanmak istersin yoksa gerçek hayatın sıradan materyalist olaylarına mı?

Yönetmen her ne kadar dinin savunuculuğunu yapsa da, Pi'nin babasının dediği gibi "Herşeye körü körüne inanma evlat" diyerek de inancın da belli bir sınırı olması gerektiğine inanıyor, inançla mantığı belirli bir düzene oturtmamız gerektiğini vurguluyor kanımca. Yani benim filmden çıkardığım sonuç bu. :)
Sayfa: