DUYURU
Kapat
Tecrübelerinizi takip edin!
Sitemizde YAZAR olmak isteyenler yukarıdaki "yazar ol" butonunu kullanarak üye olabilirler. Artık yeni üyelere aktivasyon linki göndermiyoruz. Direkt giriş yapıp paylaşım yapabilirsiniz.

Kötü niyetli kişilerin paylaşımlarını otomatik olarak yayınlamamak için ilk defa üye olup tecrübe paylaşan arkadaşların paylaşımlarını bir süre bekletmek zorunda kalıyoruz. Yeni üyeyseniz paylaştığınız tecrübenin yayınlanması birkaç gün sürebilir. Takip ediniz.
Sayfa:

Sedef Adası



Toplam 15 fotoğraf bulunmaktadır
Sedef Adası, Prens Adaları olarak bilinen yerleşime açık adaların en küçüğü ve İstanbul'a en uzak olanıdır. Eskiden adanın adı, bir maki çeşidi anlamına gelen Terebintos imiş. Adadaki tavşan popülasyonundaki gözle görülür artış sebebiyle bir süre Tavşan Adası olarak anılmış. Ve şimdi de Sedef Adası denmesini nedeni; bitki örtüsüne uzaktan bakıldığında sedefi andırmasıymış.
Sedef Adası, 1850 yılında Sultan Abdülmecid tarafından damadı Fethi Ahmet Paşa'ya hediye edilmiştir. Fethi Ahmet Paşa adaya zeytin ağaçları dikmiş ve sebze yetiştirmiştir. Paşanın ölümüyle bakımsız kalan ağaçların tamamı Birinci Dünya Savaşında kesilmiştir. Fethi Ahmet Paşa'nın torunları adayı seçkinlerin yerleşkesi yapmayı amaçlamış ve bir konut kooperatifi kurmuşlardır. Ada bu vesileyle tekrar ağaçlandırılmış, villalar inşa edilmiştir.

Büyükada ve Heybeliada'nın hızlı gelişen şehirleşme sürecinin ardından bir süre kendimi avuttuğum Burgazada ve Kınalıada da kalabalığıyla yaka silktirmeye başlayınca arayışlara girdim ve Sedef Adasında huzuru buldum. İstanbul halkının çok büyük bir kısmı Sedef Adasından bihaber. Adayı bilenler ise; adaya ulaşımın zor olması, adanın 2/3'ünün özel mülk alanı olması gibi sebeplerle bu maceraya atılmıyor. Böylelikle ada, ada sakinlerine ve Bostancı ile Büyükada'dan gelen küçük bir grup ziyaretçisine kalıyor.

İstanbul'dan Sedef Adası'na, Kartal'dan kalkan motorlarla veya Bostancı'dan kalkan Büyükada aktarmalı vapurlarla ulaşım sağlanıyor. Bostancı vapurları hafta içi ve cumartesi günleri 9.30 ve 12.00 saatlerinde götürüp akşam 17.20 de getiriyor. Pazar günleri ise 10.00 veya 13.00 saatlerinde gidip 19.05 vapuruyla dönebiliyorsunuz.
Ben adayı keşfetmeye hafta içi bir gün gitmeyi tercih ettim. Bostancı'dan kalkan vapur yarım saatte Büyükada'ya ulaştı. Bostancı vapurundan inip çok daha küçük bir vapura ücretsiz aktarma yaparak yolculuğa devam ettik. Büyükada ve Sedef Adası arasındaki tam 15 dakika süren vapur yolculuğunun ardından adaya ayak bastım. İlk izlenimim çok olumluydu çünkü daha vapurdan inmeden ağaçların güzelliği beni alıp götürmüştü. Adada geçirebileceğim zamanın çok kısıtlı olduğunu kendime hatırlatarak hızla iskelenin ardındaki merdivenleri tırmanmaya başladım. Merdivenlerin ortasında beni Fethi Ahmet Paşa'nın soyundan Şehsuvar ve Reyan kardeşlerin "Atam, sana layık olabilmek ne büyük mutluluk" sözü karşıladı. Merdivenleri çıkmamın ardından minicik ada meydanıyla karşı karşıyaydım. Bu kadar da küçük bir meydan beklemiyordum doğrusu. Sol yanımda Elio Sedef Plaj ve Restaurant, önümde "Özek mülk alanıdır, girilmez." tarzında bir tabela vardı. Mecburen sağ yanımdaki yoldan devam edecektim ama önce Elio Sedef'e bir uğrayayım dedim. Elio Sedef tabelasının bulunduğu çitlerden içeri girdiğimde beni sol tarafımdaki masalar ve sağ tarafımdaki (hala amacını çözemediğim ve sormaya da utandığım) 4'er kişilik beyaz yataklar karşıladı. Biraz ileride de plaja geçiş vardı. Siz plaj dediğime bakmayın, denizin üzerine kurulmuş bir platformdan ibaret küçük bir alan söz konusu. Bu plajın günlük ücreti 50 lira. Ücrete şezlong, şemsiye, havlu, duş ve shuttle hizmetleri dahil. Saat 11.00'da Kartal'dan, 11.30'da Büyükada'dan getiriliyorsunuz ve 18.30'da geri götürülüyorsunuz. Ben Elio Sedef'in şişirilmiş bir balon olduğu kanısına vardım ve yola koyuldum. Kısa bir yürüyüşün ardından, gördüğüm ikinci plaj olan Ada Clup Sedef'e girdim. Burası da Elio Sedef tarzında bir yerdi. Farklarından biri hafta içi ücretinin 30 lira olması, diğeri de eğer akşam yemeğine kalınırsa 23.00'da Büyükada'ya shuttle hizmeti vermeleri. Bu plaja biraz ısındım, daha sonra denemeyi bir kenara yazdım ve ilerlemeye devam ettim. Clup Ada'nın bitişiğindeki halk plajı beni bekliyordu. Plajın ücreti hafta sonu 20, hafta içi 10 lira ve bu ücrete şezlong, şemsiye, kabin ve duş dahil, tuvaletler 1 lira. Hafta içi gittiğim için, iyi bir yerde şezlonglara kurulmak hiç de zor olmadı. Plajdaki kadın ve erkek sayısı dengeliydi ve etrafta çoluk çocuk yoktu. Sonradan tüm çocukların aile bölümünde toplanmış olduğunu gördüm. Adanın diğer iki plajında olmadığı gibi, burada da kumluk ya da taşlık bir alan yok. Betona monte edilmiş merdivenlerden denize giriliyor ya da iskeleden atlanıyor. Merdivenlerden inip de bir adım attığımda su seviyesi boyumu aşıyordu. Sedef Adası'nın İstanbul'da denize girilebilecek en temiz yer olduğu iddia ediliyor, ki bence de öyledir çünkü plajları İstanbul'a bakmıyor. Saatlerce yüzüp acıkınca plajın kafesinin yolunu tuttum. Küçük bir porsiyon köfte ve patatese 17.50 ödemek istemiyorsanız, köfte porsiyon haricinde bir yemek seçmenizi tavsiye ediyorum. Yemeğin hemen ardından kendimi sıcak betonlardan serin sulara attım ve vapur saatine kadar da çıkmak bilmedim.

Her ne kadar yapacak çok fazla şey olmasa da, ben Sedef Adası'nı çok sevdim. Bu ada da İstanbulluların ve turist kafilelerinin uğrak yeri olur diye çekindiğimden, bu tecrübemden öyle her yerde bahsetmemeye karar verdim ama tecrübelerimiz.com üyelerine kıyağım olsun :) Eğer gidip de dönmek istemezseniz, adada 350-400 bin liraya villa bulabileceğinizi de not düşeyim. Bir de tekne aldınız mı, bu saklı cennette huzur garanti :)
Sayfa: