DUYURU
Kapat
Tecrübelerinizi takip edin!
Sitemizde YAZAR olmak isteyenler yukarıdaki "yazar ol" butonunu kullanarak üye olabilirler. Artık yeni üyelere aktivasyon linki göndermiyoruz. Direkt giriş yapıp paylaşım yapabilirsiniz.

Kötü niyetli kişilerin paylaşımlarını otomatik olarak yayınlamamak için ilk defa üye olup tecrübe paylaşan arkadaşların paylaşımlarını bir süre bekletmek zorunda kalıyoruz. Yeni üyeyseniz paylaştığınız tecrübenin yayınlanması birkaç gün sürebilir. Takip ediniz.
Sayfa:

Üç Kız Kardeş



Toplam 3 fotoğraf bulunmaktadır
Üç Kız Kardeş, Çehov'un oyunlarından bir tanesidir. Oyunu okuduğumda çok beğenememiş, Çehov'un diğer oyunlarına kıyasla heyecansız bulmuştum. Örneğin; herkesce bilinen Martı oyunu oldukça anlaşılabilir ve bir o kadar da zevkle okunabilecek bir oyunken Üç Kız Kardeş beklentilerimin altında kalmıştı. Belki oyunu canlı canlı izlersem bir heyecan duyabilirim umuduyla 20. İstanbul Tiyatro Festivali kapsamında sergilenen Çehov'un Üç Kız Kardeş oyununu Caddebostan Kültür Merkezi'nde 28,5 TL öğrenci bileti alarak izledim. Tamamiyle Çehov'un oyun anlayışla sergilenecek olan klasik bir tiyatro bekliyordum. Fakat tanıtım kitapçığında Makedon yönetmen Aleksandr Popovski'nin sıradışı bir oyunuyla karşılaşacağımız yazılıydı, yani Çehov'tan bir hayli uzak bir Üç Kız Kardeş. Bir yandan klasik bir Çehov tiyatrosunun beklentisi içerisinde olduğumdan ufak bir hayal kırıklığı yaşıyor bir yandan da bu yabancı yönetmenin Üç Kız Kardeş yorumunu merak ediyordum. Oyuncular; Özge Özder, Selin İşcan ve Tuba Karabey idi.

Oyun, bir küpün içine hapsolmuş Olga, Maşa ve İrina isimli üç kızın sahnede bulunmasıyla başlıyordu. Olga karakterini canlandıran Özge Özder, muşamba ile çevrili küpün içerisinden "we are not sisters, we are actresses. we want to move Berlin" İngilizce repliklerini tekrar ederek kendilerinin aslında üç kız kardeş değil, sadece birer aktris olduklarını söylemeye çalışıyordu. Sonrasında kendi oynadığı Kehribar, Umutsuz Ev Kadınları, Ulan İstanbul gibi dizileri sayarak aktris olduğunu kanıtlamaya çalışıyordu. Sonrasında büyük bir yangın çıktı ve muşambalar yavaş yavaş eriyerek thermal battaniyelerle üç kız kardeş kendilerini seyirciye gösterdi. Oyun başında aktris olduklarını ısrarla söyleyen üç kız ellerinde oyun senaryosu, Çehov'un oyunundaki karakterlerin repliklerini okudular. Sadece üç oyuncunun olması ilk başlarda oldukça sıkıcı gelmiş ve hatta oyundaki diğer karakterlerin repliklerini bu şekilde okumaları beni rahatsız etmişti, fakat Popovski tüm bu ön yargılarımı yıktı geçti, çok etkileyici arka sesler ile diğer karakterleri de oyuna soktu. Oyunun sonlarına doğru da üç kız, aslında kendilerinin üç kız kardeş olduklarını savunmaya başladılar bu sefer ve Çehov'un oyunundaki gibi Moskova'ya gitmek istediklerini söylediler. Aslında oyunun başı ile sonunun farklı olması, yönetmenin sıradışı bir Çehov oyunu ortaya çıkarmak istediğinin bir kanıtıydı. Konuşma aralarındaki ayrıntılı ve gereksiz sözcükler, susuşlar kendisini Çehov'a yakınlaştırıyor olsa da oyuncuların abartılı bağırışları ve hatta Olga'nın İrina'yı dövdüğü sahne yok artık dedirten bir oyunculuktu. Çehov için insanların ruh halleri abartılı hareketlerle değil kelimeler ve cümlelerle ifade edilmeliydi. Sahnedeki her eşyanın bir anlamı olmalı, eğer sahnede bir silah varsa o silah patlamalıydı Çehov'a göre. Sahnede gereksiz, kullanılmayan bir şeyin yeri yoktu. Makedon yönetmen buna tamamiyle uymuş olsa da oyunun sonundaki seyircileri etkileyen duygusal bir müzik, dramatize edilmiş olaylar yine Çehov'un oyun anlayışına ters idi. "Teatral olmamaktır esas olan..." diyen bir Çehov'a zıt bir anlayış.

Üç Kız Kardeş'in sıkışmışlık, umutsuzluk ve yalnızlık hissini günümüze taşımayı başarmış olan yönetmen oyunun başında Berlin'e gitmek isteyen üç kızı ve havaalanında yaşadıkları zorlukları anlatırken oyunun yarısından sonra oyuncular kostüm değiştirerek oyundaki gerçek karakterlerine dönüyorlar. Oyunun bu şekilde başlamış olmasının da aslında bir hikayesi var imiş. Özge Özder, oyun provaları için Berlin'e giderken pasaport kontrolü sırasında bir problem yaşamış. Görevlilere, 'Ben Özge Özder'im, oyuncuyum şu dizilerde oynuyorum. Ülkenize de 'Üç Kız Kardeş' oyununun provaları için gidiyorum' diye izah etmeye çalıştım. Bu olayı yönetmene anlattım. O da oyuna kattı. Ayrıca gündemdeki mülteci konusuna da gönderme yaptık."Böylece gerçek yaşanmış bir olay oyuna eklenmiş, seyircinin gerçeklikle soyut kavramları birbirine karıştırmasına ve seyircilerin akıllarında ufak bir anlam karışıklığına yol açılmış. Yani diyeceğim o ki, BAMBAŞKA bir Çehov - Üç Kız Kardeş yorumu olmuş.
Sayfa: