DUYURU
Kapat
Tecrübelerinizi takip edin!
Sitemizde YAZAR olmak isteyenler yukarıdaki "yazar ol" butonunu kullanarak üye olabilirler. Artık yeni üyelere aktivasyon linki göndermiyoruz. Direkt giriş yapıp paylaşım yapabilirsiniz.

Kötü niyetli kişilerin paylaşımlarını otomatik olarak yayınlamamak için ilk defa üye olup tecrübe paylaşan arkadaşların paylaşımlarını bir süre bekletmek zorunda kalıyoruz. Yeni üyeyseniz paylaştığınız tecrübenin yayınlanması birkaç gün sürebilir. Takip ediniz.
Sayfa:

Yurtta kalmak



Toplam 7 fotoğraf bulunmaktadır
2009 OKS sınavı sonrasında yaklaşık 500 tane birincinin çıkması,normal standartta İstanbul'da istediğim okula girebilecekken okul puanlarının yükselmesiyle ve o zamanlarda bize dayatılan "Anadolu Lisesi" algısı ve benim özgürlüğüme düşkün karakterimle şehir dışında arkadaşlarımla birlikte bir lisede okumaya karar verdim. 4 arkadaş tercihlerimize Tekirdağ'ın Şarköy ilçesinde henüz yeni açılmış olan bir anadolu lisesini yazdık. İlk zamanlarda abim başta olmak üzere herkes karşı çıktı şehir dışında okuma fikrine. Fakat evin asi ve söz dinlemez kızı olarak tüm bu karşı çıkışları bastırmış ve gönülsüz de olsa evdekileri ikna etmiştim. Tercih sonuçları açıklandığı zaman ise arkadaşlarımın arasında sadece kendimin kazandığını öğrenince vazgeçmek istedim bu sevdadan. Ama ne kadar dil döksem de annemi: "kazandın madem git oku anadolu lisesinde" düşüncesinden uzaklaştıramadım. Ve kayıt günü geldiğinde annemin Şarköy'e gidip kayıt işlemlerimi tamamlamasıyla birlikte geri dönülemez bir yola girmiş oldum.


Kalacağım yurt, "Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği"nin destek verdiği "Baba beni okula gönder" kampanyası kapsamında Tekirdağ'ın Şarköy ilçesine işadamı Muzaffer Öztürk tarafından yaptırılan 120 yataklı kız öğrenci yurdu idi. 2007 yılında "İstiyoruz ki yurdu olmayan ilçe kalmasın" diyen ÇYDD başkanı Türkan Saylan'ın konuşmasıyla açılmıştı yurt. 2 yıl sonra da ben gelmiştim ve yurttan henüz mezun çıkmamıştı.

6 kişinin kalabildiği odaların boyutu yeterince geniş değildi, fakat sıcak bir ortamın oluşmasına katkı sağlıyordu bu durum. İlçe merkezinin dışında kalan yurdumuzun okula uzaklığı 5 metre kadardı ve haftaiçi bir gün 2 saat, haftasonu bir gün 4 saatlik zaman dilimi dışında yurt sınırlarının dışına çıkmanızın imkanı yoktu. "Çarşı izni" denilen bu zaman dilimlerinde ilçe merkezine ulaşabilmek için yurt kapısının önüne gelen minibüslere 50 kuruşla binerek gidebiliyorduk. Çarşı izinleri bizim için çok kıymetliydi. Adeta bir bayram sabahı yaşıyormuş gibi erkenden kalkılır, kahvaltı yapıldıktan sonra güzel güzel kıyafetler giyilir, kimi zaman arkadaşın kıyafetleri istenir, makyajlar yapılır ve koridorlarda bulunan boy aynalarının karşısına geçilerek gelip geçen kızlara "üstümdeki olmuş mu?" diye sorulurdu. Bütün hazırlıklar bittikten sonra giriş katta minibüslerin hareket saatini beklemeden toplaşılırdı. Minibüsler hareket ettiğinde ise birçoğu Trakyalı olan kızlar "abe kaynana be naptın" olarak aklımda kalan şarkıyı açtırırlar ve oynarlardı. Merkeze gelindiğinde 5li 6lı 8li 10lı kız kafileleri zaten küçük bir yer olan Şarköy sahilde turlarlar, akşam beğenilmeyen bir yemeğin çıkacak olmasından ötürü ekmek arası döner almak için tavuk dönercilerin önünde bekleşirler, gitmeye yakın ise en ucuz marketlere girer ve akşam atıştırmalıkları alarak ellerinde poşetlerle yine yurda dönerlerdi, yani dönerdik. :)

Akşam yemeği yenildikten sonra yine yemekhane salonunda etüt düzenlenirdi. 100'e yakın kız bu salona doluşmak zorundaydık ve boş boş oturmamız da yasaktı. Mutlaka ders çalışmalı veya öyle gözükmeliydik. Herhangi bir fısıldaşma veya gülüşmede nöbetçi öğretmen tarafından azarlanırdık. 2 veya 3 saatlik zorunlu ders çalışma sonunda isteyen odalarına dağılır, isteyen burda kalıp ders çalışmaya devam ederdi.

Belirli aralıklarla yapılan dolap ve oda kontrollerimiz vardı. Bu kontroller haberimiz olmadan, biz etüt salonunda ders çalışıyorken yapılır ve oda oda çağırılırdık yukarı. Odası, dolabı dağınık olan uyarı alır veya cattle, sigara, içki, çakmak vs. gibi yasak olan birtakım şeylerin bulunması durumunda tutunak tutulurdu. Arkadaşımın sigara bulundurmaktan ceza almaması için odaya gizlice öğretmenlerden önce girip sigarayı yastık kılıfının altına sokuşturduğumu hatırlıyorum, yastıklar bile kontrol edildiği halde bulamamışlardı hiçbişey ve rahat bir nefes almıştık.

6'da yemek yendiği için geceleri acıkırdık ve mecburi yatma saati geldiğinden heryerin zifiri karanlık olduğuna aldırmadan merdivenleri yavaş yavaş inip nöbetçi öğretmenin bulunduğu odanın önünden de geçerek alt kattaki yemekhaneye iner, biraz ekmek ve peynir aşırırdık ordan. Sabahları da yemekhanede çalışan abla, "yine kim aldı bu peynirleri!" diye bağırınırdı. Tabi sonradan yemekhanenin kapısı kitlenmeye başlandı.

Yurttaki arkadaşlık ilişkileri ise kimi zaman iyi, kimi zaman kötüydü. 2 tane oda değiştirdim ve birkaç da oda arkadaşı. Hiçbiri kafa dengim olmadı. Justin Bieber dinleyen bir oda arkadaşım vardı, siz düşünün. Ben çok ders çalışmaz, sürekli kitap okurdum, etütde bile... Oda arkadaşlarım ise harıl harıl ders çalışırlardı, yatma saatinde de devam eden bu eylem beni çıldırtma noktasına getirebiliyordu bazen. Kulaklıkla uyumaya çalışmaktan kulak ağrısı çekmiştim uzun bir zaman. Kızlar arasındaki kıskançlık ise felaket dereceydi. Yurtta haftada bir kız kavgası yaşanırdı neredeyse. Ben de bir kere bir kızla kavgaya tutuşmuş, tutanaklık olmamak ve yurttan atılmamak için herhangi bir şiddete başvurmamış fakat kendimi hırpalamıştım. Oda arkadaşlarım da epey üzülmüşlerdi bu durumuma. Hatta bir tanesi benim için ağlamıştı bile. Epey duygulanmıştım o gün.

Çok fazla olumsuz yanı olsa da 24 saat birlikte olduğum arkadaşlarım birbirimiz için birçok şeyi yapmaya ve birbirimizi korumaya hazırdı çoğu zaman, çünkü aile gibi olmuştuk, ailemizden çok birbirimizle vakit geçiriyorduk. Birimizin parası olmadığında diğerleri para topluyor ve geri istemeksizin veriliyordu o arkadaşa. Paylaşmayı ben burada öğrendim diyen de bir arkadaşım olmuştu hatta. Vermenin, paylaşmanın, dayanışmanın önemi daha çok anlaşılıyordu böyle ortamlarda.

Hala saklamakta olduğum kısa filmler, videolar çekiyorduk canımız sıkıldıkça. Zaten pek fazla aktivetimiz olmadığından ve Şarköy'de de sinema ve tiyatro bulunmadığından 40 yılda bir akşam düzenlenen kültür-sanat etkinliklerine gitmek isteyip müdür tarafından engellenince yurtça ayaklanıp isyan ediyor ve öğretmenlere karşı direnerek büyük bir kararlılıkla özgürlüğümüzü savunuyorduk. Fakat tabiki de gidemiyorduk sonunda. Müdür, haliyle aileler çocuklarını ona teslim etmiş oldukları için böyle büyük bir sorumluluğu almak istemiyordu üzerine. Biz her seferinde diretiyorduk ve birkaç sefer gidebildik de. Fakat kızın tekinin erkek arkadaşıyla kavga edip kafasına göre çekip gitmesi ve akşam dönüşte yurda gelmemesinden sonra bir daha da böyle bir izin verilmedi bize. Kendimizi hapishanede gibi hissettiğimiz için hep İstanbul'a geri dönme hayaliyle geçirdik günlerimizi. 2 senenin sonunda okul puanlarının düşmesiyle ben de dahil olmak üzere bazılarımız soluğu İstanbul'daki bazı okullarda aldı. Bu baskıcı ortamdan kurtulmuş olmama sevinmeme rağmen sonradan sonraya yurdu özler oldum ve keşke 2 sene daha dursaydım diye düşündüm. Şarköy'ün o sakinliğini, küçük ve tenha sahilini, küçük çarşısını ve sıcak insanlarını özleyip durdum hep ve bir daha da gidemedim o taraflara.
Sayfa: